Eskimeyen Tanrılar-İnsan Ne için Yaşar

Yazılar

Günümüz koşullarında, insanlara dikta edilerek diri tutulan çeşitli yaşam felsefeleri vardır. Yaşadığımız coğrafyada her yüzyılda kendisini tazeleyerek diri kalmayı başarmış, zihnine girdiği insanın sosyal yaşam bakışını, standartını, dini anlayışını etkelememiş görünmüştür. Bu dikta edilme süreci çeşitli yollarla yapılmış ve yetişen nesile, yaşamın belirli bir evresine ulaştığı vakit sorgulanamaz, tabii olarak giydirilmiş bir kıyafet ve bu kıyafetin çıkarılması halinde çıplaklık hissi uyandıran asla katlanılamaz, düşünülemez bir yaşam şartı haline gelmiştir, gelmektedir. Şöyle bir kendimizi muhakeme ettiğimizde, göreceğiz ki asla dokunulmasına izin vermediğimiz, kendimizden bile sakladığımız nice fikirler, düşünceler, inanışlar ve sosyal yaşam kurallarımız vardır. Bu kurallardan en bilinenler, sorulunca akla gelebilirliği olanlar; örfi kurallarımız, dini kurallarımızdır. Örfi kurallarımızda genellikle kişilerin yetiştikleri aile içersindeki ahlaki davranışlar bütünüdür. Dini kurallarımız ise camiilerde, cemaatlerde yada halkça hoca kabul görülen kişilerce anlatılan din dogmalarıdır. Bu kurallar detaya indirilebilir ve çok kapsamlıdır. Fakat kabaca tanımı bu şekildedir. Benim düşünceme göre hem örfi hem de dini tüm kurallarımız açıkça ve çok büyük ölçüde degişmiş, yozlaşmış, tahrif edilmiştir. En basit örnek ise genç nesilin aile içerisindeki tutumuna, davranışları incelendiğinde örfi kuralların, bir kişinin islam inancıyla kendi yaşantısı arasındaki muazzam çelişki örnek olarak gösterilebilir.

Peki bunu yapan nedir? Hangi yollarla yapar? Hangi gerekçeyle yapar?

Basit bir tarihi değerlendirme yapacak olursak, ilk insandan günümüze kadar olan insanların uğruna savaşlar başlattığı, kan döktüğü meselelerin ana gerekçesi aynıdır. Mitolojik, ideolijik, dini inanış, felsefi görüş, evrensel görüş olarak incelendiğinde aslında gerekçe çoğunda aynıdır. Irkçılık ülküsü, insanların ıslahı, iyiliği, tüm insanlığı kurtarma, din yayma çabası, bir bölgedeki zulme karşı durma vs. gibi okunduğunda ak gözüken nedenlerdir. Gerçekliği o ak yüzeye saklanmış kara lekelerdir. Benim düşüncem bu yöndedir ki asıl sebebler; egoizm, şehvet, otoriterlik, nam, makam, para gibi hırslardır. Ve tüm zamanlarda ıslah edilmez dürtülerdir. Her kişinin içerisine işlemiş, yapışmış ve çıkarması mümkün olmayan gömlek gibidir. Eğer insanların içerisinden hırslarını alırsan, o insanın tüm hayatını almış olursun. Ne yazıktır ki böyledir. Örneğin bir işçiye geçimini sağlayacak kadar para tahsis edersen, barınması için bir ev tahsis edersen, tüm sosyal imkanlardan sınırsızca yararlanma olanığı verirsen, istediği tüm şehvet dürtülerine faydalanma imkanı verirsen bu kişinin dünyasını, zihnini, mücadelesini, inancını almış olursun. Tanrısıyla iletişimini, Tanrısından beklentisini, Tanrısına olan güvenci ortadan kaldırmış olursun. Bununla birlikte insanlığınıda ortadan kaldırmıs olursun. Örnek olarak dünya zenginler sıralamasındaki bir kişi, servetinin dörte birini verse Afrikada açlık sorunu tamamen ortadan kalkacaktır. Bu açıklanmış bir gerçek. Fakat bu kişinin bunu bildiği halde yapmamasının sebebi sizce hangi insan inancında mümkündür? Adı kapitalizm olsun, liberalizm olsun, serbest pazar olsun, ticari hırs olsun ne zıkkımın kökü derseniz diyin. Ortadaki gerçeklik benim düşünceme göre işçi sınıf zengin olmaya, zengin sınıf tanrısallaşmaya oynamaktadır. Bunu yaparken diğer insan kardeşlerinin varlıkları zerre umurlarında olmamaktadır. Onları görmezden gelmektedir.
Dincilere değinmeden geçemicem. Makam meraklıları.Dili sarkmış köpek gibidir. Bu Kur an i bir ifadedir.Kendilerini din savunucuları olara gören, dini liderler, şeyhler, din anlatıcıları dünyadaki açlık için, ölümler için hiç devlet liderlerine seslendiğini, iş adamlarına haykırdıklarını duydunuz mu? Duyamazssınız. Onlar ancak köle güruha seslenir ve Tanrıdan ordular indirmesini rica ederler. Açlık için sabredin derler. Salak saçma insanların peşinden giden aptal güruhu insanların gözündeki Tanrı sanırım koca bir imparator.

Sosyal yaşamda da ; ego, şehvet, para, menfaat, otoriter olma,lüks hırsları insanların yaşam bakımından ve dini inanış bakımından yozlaştırmaya, örfi kurallarını delik deşik etmeye devam etmektedir. Kişinin farkına varmaması içerisindeki bu saydığım dürtülerinin yoğunluğudur. Diğerinden daha iyi konumda, durumda, görünüşte, mevkiide olmak isterler. Diğerinden daha fazla sevgiye, aşka,cinselliğe, paraya.. noktalı yere herşeyi getirebilirsiniz. Böyle hırslara köle insanların diğer insanların üzüntüsünden, kötü duruma düşmesinden, aç kalmasından hatta ölmesinden zerre elem duymazlar. Kılları kıpırdamaz. Yani kendi küçük dünyalarında Tanrısallaşma çabasına girerler.

İslam dini mensubu olarak konuşmam gerekirse gözlemim şu yöndedir. Gençlerdeki fark edilme, ilgi, sevgi, cinsellik, lüks, sarhoşluk gibi özellikle şehvet duygularının yoğunluğu, islami yaşam litaratüründen koparmakta, islam dinini içselleştirmekte, haftada bir, ayda bir, senede bir yada akla geldiğinde uyulan bir mitolojik destana dönüştürmektedir. Üç bin liralık bir telefon kullanan kişi, aslında bin liralık olanda işimi görür. Kalan iki bin liramıda mahallemdeki iki öğrenciye pay etmek kaydi ile ayda yüzer lira burs imkanı verme fikri için dünyalar dolusu din kitabı okumasına gerek yoktur değil mi? Teknojik bir ilimle uğraşmadığı halde, bin liralık telefonlada işini görme imkanına sahip olduğu halde neden üç bin liralığı tercih eder bir genç? Gösteriş için. Telefonu göstermesede çektiği fotoğraflarda güzel görünmek için. Lüks görüne bilmek için. Benim düşüncem bu yönde. Bu arada ben altı yüz liralık kullanıyorum. Alamadığımdan değil. Başka bir örnek reşit yaşa gelen kişinin direk ehliyet alıp, ailesinin desteğini alarak yada almadan direkt bir araba alma arzusunu ne ile açıklayabiliriz? Her sene yıpranmadığı halde kıyafet yenileyen, ayakkabı yenileyen gençler için ne diyebiliriz? Daha neler neler sayılabilir. Alkol eğilimi ve cinsellik ile ayrı bir yazı yazma gereği duyduğum için o örneklerden bahsetmiyorum. Bunu okuyan genç belkide “Bunların din ile ne alakası var kardeş. Çağa ayak uyduruyoruz” diyeceğini tahmin ediyorum ve ona” İslamdaki namazdan, oruç tutmaktan, eşitlik, adalet, yardım ve hoş görü, israf gibi evrensel mesajlardan hiç bir şey anlamadığın belli. Bunları yapmıyan kişi olsan dahi biliyorsundur. Eğer bu zihniyette islam ibadeti yapıyorsan ve yaşayışında bu yönde ise sen ibadet değil yoga yapıyorsun demektir. İçindeki şehvet i, azgın ve sapkın fikirleri, lükse düşkünlüğü çağa ayak uydurmakla örtemezsin. Ancak kendini kandırırsın. Tüm ritüeller insanların azgınlaşan şehvet, para, lüks yaşam, cinsellik, sarhoşluk gibi arzularını ıslah etmek için vardır.”derim. Sahi biri çıksada benimle bununla ilgili tartışsa keşke. Siyasi bir camiada yetişen kişiler, dini bir cemiyette yetişen kişiler, ticaretle uğraşan bir ortamda olan kişiler vs. ise bunlarda kısaca makam için, nam için, liderlik arzusu için, ego için kendilerini fark ettirmek, bir üst seviyeye geçmek için tüm gayretlerini yaşamlarına katarlar. Olay Tanrının yasalarından çok kişinin yasalarına dönüşür. Ve kişi Tanrısını değiştirir.
Bilinci yoz insanlar mücadelesini verdikleri; lüks yaşam, mülk sahipliği, söz sahipliği, para-cinsellik-sarhoşluk arzusu, sevilme ihtiyacı, makam gibi bin yıllardır ruhumuza işlenmiş dürtüleri uğrunda kendi içinde büyütür. Bu uğurda çalışır, mücadele eder, savaşır. Kendi hayatındaki Tanrıyı bu düzene göre şekillendirir. Kalpte olmayan ancak dilde olan Allahtan bu arzuları taleb eder. Yani Tanrıyı yeryüzüne indirir. Dahada açıklayıcı olsun diye söylemek gerekirse; insanlar Menat, Uzza, Lat gibi putların heykellerini yıkmış kalplerine indirgemişlerdir. Kur an ı mitoloji olarak görür, kalbindeki putuna göre şekillendirir. Ve kendi yaşamını Tanrısallaşma yoluna atfeder. Farkında olmadan dahi olsa.
Dilerim ki tüm insanlığın kalbindeki putlar Cenab-ı Hakkın hidayeti ile yıkılır. Ve insanlar ıslah olur. Dilerim ki Kur an Kerim i duvarlara asmak yerine, şeyhül şeytanlardan dinlemek yerine insanlar kaplerine asarlar ve tüm ayetleri kalplerine indirirler. Şüphesiz ki doğru yol Allah ındır. Rehberimiz Kur an olması dileğiyle.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.